Türkiye’nin enerji üretiminde kritik bir role sahip olan Çayırhan Termik Santrali’ne kömür sağlayan maden ocaklarında çalışan işçiler, bir süredir içlerini kemiren bir endişeyle işe gidiyor: göçük riski. İşçilerin bu yöndeki uyarıları, ne yazık ki yeni bir şey değil; ancak bu kez sesleri daha yüksek çıkıyor. Çünkü onlara göre tehlike, ne ani ne de öngörülemez bir durum. Aksine, uzun süredir biriken ihmal ve denetimsizliğin kaçınılmaz sonucu olarak kapıda bekliyor.

Çayırhan’dan Doruk Madenciliğe uzanan bu süreçte, işçilerin kaderi bir kez daha sefalet ve ölüm arasında sıkışmış durumda. Peki, bu tablo kaçınılmaz mı? Madencilikte can güvenliği neden hâlâ lüks gibi görülüyor? Bu soruların cevabını, yaşananların ışığında aramak gerekiyor.

Çayırhan’da durdurulamayan tehlike

Çayırhan’daki maden ocaklarında çalışan işçiler, yetkililere defalarca göçük riskine karşı önlem alınması gerektiğini ilettiklerini, ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını belirtiyor. İşçilerin ifadesine göre, ocak içinde tavanlarda çatlaklar oluşmuş, bazı bölgelerde tahkimatlar yetersiz kalmış durumda. Bu koşullarda üretimin sürdürülmesi, adeta bir kumar oynamak anlamına geliyor. Her an yaşanabilecek bir göçük, onlarca aileyi yasa boğabilir.

Özellikle madencilikte iş güvenliği konusunun bu kadar hassas olduğu bir sektörde, bu tür uyarıların ciddiye alınmaması düşündürücü. Türkiye’nin geçmişte yaşadığı Soma ve Ermenek faciaları, göçüklerin ve yangınların ne denli büyük acılara yol açtığını hafızalara kazımışken, benzer risklerin hâlâ göz ardı edilmesi, sistemin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.

Doruk Madencilik ve denetim sorunu

Çayırhan’daki maden işletmeciliğini yürüten Doruk Madencilik, enerji üretiminin devamlılığı için kritik bir görev üstleniyor. Ancak işçilerin dile getirdiği şikâyetler, şirketin iş güvenliği konusundaki yaklaşımının sorgulanmasına neden oluyor. Yetersiz havalandırma, eksik tahkimat ve riskli çalışma koşulları, işçilerin en çok dile getirdiği sorunlar arasında. Bu koşullar altında, işçilerin can güvenliğini riske atan bir üretim anlayışının sürdürülmesi, etik ve hukuki açıdan ciddi sorunlar barındırıyor.

Üstelik denetim mekanizmalarının da bu süreçte yetersiz kaldığı görülüyor. İşçilerin uyarılarına rağmen gerekli denetimlerin yapılmaması ya da yapılan denetimlerin kağıt üzerinde kalması, benzer faciaların habercisi olabilir. Maden denetimlerinin etkinliği, bu noktada hayati bir önem taşıyor. Ne yazık ki, Türkiye’de maden kazalarının büyük bir kısmı, denetim eksikliği ve işverenlerin ihmali sonucu meydana geliyor.

İşçinin sesi neden duyulmuyor?

Çayırhan’daki işçilerin yaşadığı mağduriyet, aslında Türkiye’de madencilik sektöründeki işçilerin genel durumunu özetliyor. İş güvenliği önlemlerinin alınmaması, işçilerin sendikal haklarını kullanmalarının engellenmesi ve ekonomik kaygılarla sessiz kalmaları, bu sorunun derinleşmesine yol açıyor. İşçiler, işlerini kaybetme korkusuyla çoğu zaman haklarını arayamıyor. Bu da, işverenlerin elini güçlendirirken, işçilerin can güvenliğini ikinci plana itiyor.

Oysa anayasa ve iş kanunları, işçilerin güvenli bir ortamda çalışma hakkını güvence altına alıyor. Ancak uygulamada bu hakların ne kadar korunduğu tartışmalı. Çayırhan’daki işçilerin göçük uyarıları, bu hakların hayata geçirilmediğinin somut bir göstergesi. İşçilerin “biz ölümü hak etmiyoruz” çığlığı, aslında tüm sektördeki işçilerin ortak sesi.

Geçmişten ders almak mümkün mü?

Türkiye, maden kazalarında dünyanın en üst sıralarında yer alıyor. Her yıl onlarca işçi, göçük, yangın veya grizu patlaması sonucu hayatını kaybediyor. Soma’da 301, Ermenek’te 18 işçinin yaşamını yitirdiği facialar, hafızalardaki tazeliğini koruyor. Bu acı tecrübelerden ders alınmış olsaydı, bugün Çayırhan’daki işçilerin göçük korkusuyla yaşaması gerekmezdi.

Ancak görünen o ki, geçmişten gereken dersler çıkarılmamış. Hâlâ madenlerde gerekli önlemler alınmadan üretim yapılıyor, denetimler etkin bir şekilde gerçekleştirilmiyor ve işçilerin can güvenliği, kar marjlarının gerisinde kalıyor. Bu durum, maden işçilerinin yaşam hakkı söz konusu olduğunda, ekonomik kaygıların ön plana çıktığını gösteriyor.

Çözüm için neler yapılmalı?

Bu tablo karşısında, hem devlete hem işverenlere hem de topluma önemli görevler düşüyor. Öncelikle, madenlerdeki denetim mekanizmalarının bağımsız ve etkin bir şekilde işlemesi sağlanmalı. İşçilerin uyarılarını dikkate alan, riskleri anında tespit edip önlem alan bir denetim sistemi kurulmalı. Denetimlerin sadece kağıt üzerinde kalmaması, gerçek anlamda sahadaki koşulları iyileştirmesi gerekiyor.

İşverenlerin ise iş güvenliğine yatırım yapması, bu konuyu bir maliyet unsuru olarak değil, bir insan hakkı olarak görmesi şart. Modern maden ekipmanları, düzenli bakım ve eğitimli personel, kazaların önlenmesinde kritik rol oynuyor. Ayrıca, işçilerin sendikal haklarını kullanabilmeleri ve sorunlarını özgürce dile getirebilmeleri için güvenli bir ortam sağlanmalı.

Toplum olarak da maden işçilerinin yaşadığı zorluklara duyarlı olmalı, onların sesini duyurmalıyız. Unutulmamalıdır ki, bir maden işçisinin hayatı, üretilen her ton kömürden daha değerlidir.

Sonuç: Ölüm kaçınılmaz değil

Çayırhan’dan Doruk Madenciliğe uzanan süreç, madencilikte yaşam koşullarının ne kadar ağır olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. İşçilere düşenin sefalet ve ölüm olması, ne yazık ki bir kader değil, bir tercih meselesidir. Bu tercihin değişmesi için hepimize sorumluluk düşüyor. İşçilerin göçük uyarıları, belki de son bir şanstır. Bu şansı iyi değerlendirmezsek, bir sonraki faciada “keşke” demek için çok geç olabilir.

SSS

Çayırhan’daki maden işçileri ne tür risklerle karşı karşıya?

Çayırhan’daki maden işçileri, özellikle göçük riskiyle karşı karşıya. Tavanlarda oluşan çatlaklar ve yetersiz tahkimat nedeniyle ocak içinde güvenli çalışma koşulları sağlanamıyor. Ayrıca havalandırma yetersizliği ve metan gazı birikimi gibi diğer riskler de işçilerin sağlığını tehdit ediyor.

Doruk Madencilik iş güvenliği konusunda ne gibi önlemler alıyor?

İşçilerin ifadelerine göre, Doruk Madencilik’in iş güvenliği konusundaki önlemleri yetersiz. Göçük riskine karşı gerekli tahkimat çalışmalarının yapılmadığı, denetimlerin etkin bir şekilde gerçekleştirilmediği iddia ediliyor. Şirketin ise bu konuda herhangi bir açıklaması bulunmuyor.

Maden kazalarını önlemek için hangi adımlar atılmalı?

Maden kazalarını önlemek için öncelikle bağımsız ve etkili bir denetim sistemi kurulmalı. Ayrıca işverenlerin iş güvenliğine yatırım yapması, işçilerin eğitimi ve bilinçlendirilmesi, sendikal hakların güvence altına alınması gerekiyor. Riskli bölgelerde üretimin durdurulması ve gerekli önlemler alınmadan tekrar başlatılmaması da kritik önem taşıyor.

İşçilerin göçük uyarıları yetkililer tarafından dikkate alınıyor mu?

İşçiler, göçük uyarılarını yetkililere ilettiklerini ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını belirtiyor. Bu durum, denetim mekanizmalarının işlevsizliğini ve işçilerin sesinin duyulmadığını gösteriyor. Yerel ve merkezi yetkililerin bu konuda harekete geçmesi gerekiyor.

Madencilik sektöründe işçi sağlığı ve güvenliği konusunda ne gibi yasal düzenlemeler var?

Türkiye’de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenlerin işçilere güvenli bir çalışma ortamı sağlama yükümlülüğünü düzenliyor. Ancak bu yasal düzenlemelerin uygulanmasında ciddi eksiklikler yaşanıyor. Denetimlerin yetersizliği ve yaptırımların caydırıcı olmaması, iş kazalarının önlenmesini engelliyor.